satranç

 

Video paylaşım sayfası Youtube'a erişimin mahkeme kararı ile durdurulduğu günlerde, televizyonlarda çıkan bir haber dikkatimi çekmişti. Haberde Atatürk'e hakaret içeren videoyu internette paylaşıma sunan Yunan kullanıcının belirlendiği söyleniyordu. Zanlının annesi ise kameralar önünde bir açıklama yaparak, ailecek Türkler ile yakın ilişkiler içinde olduklarını ve bu çirkin olayı oğlunun Youtube şifresini ele geçirmiş olan bir İngiliz'in gerçekleştirdiğini söylüyordu. Annenin iddiasına göre oğlunun ismi, bu olayda bir piyon olarak kullanılmış, kirletilmişti.

 

Videoyu paylaşıma kimin açtığı hakkında bir fikrim yok. Soruşturmanın neticesini de araştırmış değilim. Her ne kadar sonuçları geniş kitleleri ilgilendirmiş olsa da, bunun küçük ve kişisel bir olay olduğunu düşünmeyi yeğliyorum. Ancak...

 

Bu haber, daha ilk gördüğüm anda bana bir şey çağrıştırdı...

 

Elbette, Kurtuluş Savaşı yıllarında Büyük Britanya Krallığı'nın, Osmanlı toprakları üzerindeki emellerine ulaşabilmek için piyon olarak kullandığı, işi bittiğinde ise bir kenara fırlatıp attığı Yunan ordusundan başkası değildi aklıma düşen! İzmir'i ele geçirmekle kalmayıp, Anadolu topraklarını Ankara yakınlarına dek işgal eden, köyleri yakıp yıkan Yunan ordusu... Batının kanlı ve acımasız yüzünü temsil eden uzak İngiltere'nin kuklası olmuş yakın komşumuz...

 

Gülünç bir çağrışım... Öyle değil mi sizce de?

 

 

* * *

 

 

Batının o yıllardaki tutum ve emelleri bugün de değişmiş değildir. Hatta, Avrupa Birliği, küresel dünya, sınırların kalkması gibi söylemlerle kafalarımızın içine yerleşen, elindeki elma şekeriyle bize doğru attığı her adımda düşlerimizi daha çok süsleyen batı, Kurtuluş Savaşı yıllarında karşımıza tüfeği ile çıkan batıdan çok daha tehlikelidir kanımca.

 

En büyük tehlike geldiğini gizleyen, sinsi olan değil midir, ne dersiniz?

 

Aslına bakarsanız bu söylemeye çalıştığım tıpkı, "Türkiye şimdi ikinci devrimini yaşıyor. Birinci büyük devrimi 80 sene evvel yaşamıştı. Altını çizerek söyleyeyim, Atatürk reformcu değildi. Atatürk, Türkiye'yi yirminci yüzyıla zorla, tekmeyle iten zorba, vahşi devrimciydi" diyen AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen'ın, bir kaç ay önce başbakanımızın elinden TÜSİAD Dış Politika Ödülü'nü alması gibi bir şeydir...

 

Geçtiğimiz haftalarda BBC International'da defalarca yayınlanan Türkiye'nin Umutları ve Korkuları isimli İngiliz yapımı belgeselin, terör örgütünü adeta haklı ve hatta mağdur göstermeye kalkışması gibi bir şeydir bu söylemeye çalıştığım...

 

Veya 2005 yılında bir Kanada gazetesinde rastladığım köşe yazısında, yazar Eric Margolis'in, kendisinde "Türkiye’nin endüstri devleriyle ve bankalarla ortak çalışan generalleri kendilerini, diktatör Mustafa Kemal’in (Büyük halk kahramanı, yaşamının son yıllarında bir diktatöre ve katı bir islam karşıtına dönüşmüştür) 1930’larda yarattığı yarı faşist ideolojinin gardiyanları saymaktadırlar. Franco, Mussolini, Salazar ve Peron’un modası geçse de Atatürk’ün suratsız hayaleti Türkiye’yi ordu aracılığıyla yönetmeye devam etmektedir" diyebilecek cesareti görebilmesi gibi bir şey, belki de...

 

Bu söylediğim aslında, bizim televizyon kanallarımızın ve gazetelerimizin başkaları için çalışması; ve bu ülkenin genç insanlarının ellerinden kültürel sömürüye maruz bırakıldıklarını idrak etme haklarının dahi alınması gibi bir şeydir...

 

Ve bu söylediğim şey, inanın bana, çok ama çok tehlikelidir...

 

 

* * *

 

 

Şimdi düşünüyorum da... O videoyu internete koyanın bir İngiliz mi yoksa Yunan mı olduğunun önemi var mı? Önemli olan, bugün artık bir truva atı gibi içimize sızmış piyona hamlesini yaptıran eli adam akıllı saptamak ve oyunun geri kalanını bu bilinçle oynamak değil midir?

 

Ne dersiniz?

 

 

özgün ulusoy

  istanbul, 21.03.2007

 


 

Geri dönmek için buraya tıklayınız...