Avrupa'dan Uzakta
Büyük Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet, Konstantinopolis ve Roma’yı ele geçirerek Roma İmparatorluğu’nun hüküm sürmüş olduğu toprakları kendi sınırlarına katmak hayali peşindeydi. 1453’te orduları Konstantinopolis’e şiddetle saldırdı ve şehri ele geçirdi. Sırada Roma vardı.
İtalya’ya ulaşmak için, Mehmet’in orduları Arnavutluk’tan geçerek Adriyatik kıyısına varmalıydılar. Ulusal kahraman İskender Bey önderliğinde yürütülen 30 yıllık bir Arnavutluk direnişinin ardından Osmanlı istilası yenilgiye uğratıldı. Arnavutluk, ancak İskender Bey’in ölümünden sonra fethedilebildi. 1480’de, Türk kuvvetleri güney İtalya’ya ulaştı.
Türkler savumasız Roma’dan yalnızca 250 km uzaktaydı ki Fatih Sultan Mehmet öldü. Varisi 2. Bayezid’in Avrupa’yla pek ilgilendiği söylenemez. İstilayı durdurdu ve orduları doğuya, İran’ı fethetmeye gönderdi. Böylece İtalyan rönesansı Arnavutluk’un direnişi ve katıksız bir şans eseri sonucunda kurtulmuş oldu.
Türkler Avrupalı mı yoksa Asyalı mı olduklarından asla emin olamadılar. Son 40 yıldır Avrupa Birliği’nin bir parçası olmak için uğraşıyorlar. Nihayet bu hafta, tam da AB’nin kendi doğası ve yönü hakkında derin çelişkilerle boğuştuğu bir dönemde, Türkiye AB ile üyelik müzakerelerini başlattı.
Bu görüşmeler sonuçlanıp Türkiye’nin 72 milyon insanı Avrupa Birliği vatandaşı olmadan önce bir on yıl kadar süre geçecek. Görüşmeler Türkiye’den 800 sayfalık AB kanunlarına uygunluğunu sağlayacak bir takım sosyal ve yasal reformlar talep edecek.
Türkiye’nin popüler ve kabiliyetli başbakanı, ılımlı islamcı Recep Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’yi AB’ye hazırlayacak önemli siyasi ve yasal reformları halihazırda gerçekleştirmiş durumdalar. Bir çok insan hakları ihlalinin engellenmesi ve isyankar Kürtlerle soyların barışının sağlanması bu reformlardan bazılarıdır.
Ancak Türkiye hala tam bir Avrupa tarzı demokrasiye sahip değil. NATO’nun ikinci büyük ordusu olan 580.000 kişilik kuvvetli Türk ordusu hala tehlikeli biçimde politize olmuş durumda. Ordunun zorba ve katı anti-islamcı generalleri, defalarca tehdit ettikleri ve düşürdükleri demokratik hükümetlere karşı sürekli bir tehdit oluşturmakta. Bir zamanlar Erdoğan bile eski bir islami şiiri okumaya cüret ettiği için bu generaller tarafından hapse atılmıştı.
Türkiye’nin endüstri devleriyle ve bankalarla ortak çalışan generalleri kendilerini, diktatör Mustafa Kemal’in (Büyük halk kahramanı, yaşamının son yıllarında bir diktatöre ve katı bir islam karşıtına dönüşmüştür) 1930’larda yarattığı yarı faşist ideolojinin gardiyanları saymaktadırlar. Franco, Mussolini, Salazar ve Peron’un modası geçse de Atatürk’ün suratsız hayaleti Türkiye’yi ordu aracılığıyla yönetmeye devam etmektedir.
Türkiye bir AB üyesi olmadan önce generalleri politikadan çekilerek kışlalarına dönmelidir. Kemalist ideoloji gömülmelidir.
Bir çok Türk, AB’nin parçası olmayı istemektedir. Bu üyeliğin Türkiye için ekonomik avantajları çok büyük olacaktır. ABD ve İngiltere, Türkiye’nin üyeliği için ellerinden geleni yapıyorlar. Buradaki amaçları, ABD yandaşı Türklerin bir truva atı rolü üstlenerek Fransa ve Almanya’nın gücünü sulandırması ve böylece AB’nin bölünmesine yol açmasıdır. Bir başka amaçları ise Türkleri Ortadoğu’nun külhanbeyi müslümanlarına karşı inzibat olarak kullanmaktır.
Ancak Tony Blair ve Jack Straw, Türkiye’nin her zaman bir Avrupa ülkesi olduğunu iddia ederlerken abartmaktadırlar. Türkiye’nin Avrupa’da çok küçük bir miktar toprağı vardır. Kuzey Afrika, Brüksel’e Türkiye’nin başkenti Ankara’dan daha yakındır ve Avrupa ekonomisinde ve tarihinde çok daha fazla yer kaplar.
Daha da önemlisi, Avrupalıların yüzde 55’i (Fransa, Almanya, Hollanda ve Avusturya gibi özellikle geniş müslüman göçmen nüfuslarını barındıran ülkeler) ve Papa, hıristiyan Avrupa’da daha fazla müslüman istememektedir. 10 yılda, Türkiye Almanya’yı geçerek AB ülkelerinin her birinden daha kalabalık bir nüfusa sahip olacak.
Avrupa’nın eski gulyabanisi, hıristiyan bakirelerin ırzına geçen “Tarif edilmez, ağıza alınmaz Türk” yeniden su yüzüne çıkıyor. Ve bu, göçmen Türk güruhunun kıtada zaten yetersiz olan işleri kapması, sosyal yardım listelerini çamura bulaması ve AB tarım sübvansiyonlarından aslan payını mideye indirmesi konusundaki haklı endişeleri de beraberinde getiriyor.
"Laik Seçkinler"
Türkiye’nin küçük bir grubu, "laik seçkinler", tamamen Avrupalılaşmışlardır. Ancak bu geniş ve farklı müslüman ulusun geri kalanı hiç de öyle değildir.
Ben bu evliliğin yürüyüp yürümeyeceği konusunda karamsarım. Türkiye için ayrıcalıklı ekonomik ve politik ortaklık, sonuçta Türkiye’yi ikinci sınıf ve istenmeyen uzak bir akraba konumuna koyacak –koymuş- olan tam üyelikten daha iyi bir çözüm olabilir.
Umuyorum ki yanılıyorumdur. Ancak müslüman karşıtı Avrupalıların önümüzdeki 10 yılı Türkiye’nin üyeliğini engelleyecek veya geciktirecek binlerce mazeret yaratmak için harcamaları gibi gerçek bir tehlike (ki bu gururlu ve dikenli Türkleri gücendirecek ve kızdıracaktır) kolaylıkla görülmektedir.
Eric Mangulis
(Sun gazetesi yabancı ilişkiler uzmanı)
The Ottawa SUN
Pazartesi, Ekim 10, 2005
Geri dönmek için buraya tıklayınız..