Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi içine almak isteyip istemediği tartışıladursun, Türkiye artık Avrupa’nın bir parçası olmayı istemekten vazgeçiyor. AKP tabanına oynayan Avrupa, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’sini göz ardı ederek büyük bir hata yaptı. Bunu iyimser kesimler Avrupa’nın Türkiye’yi yeterince tanımayışına yorarken, oldukça büyük bir kesim de planlı ve uzun soluklu bir oyun oynandığını düşünmekte. Ancak Türkiye’de AKP’ler geçicidir. Laik, demokratik ve çağdaş anlayış ise bu ülkenin var oluş nedenidir ve ilelebet varlığını koruyacaktır.
Bizler, Türkiye’nin gerçekten yüzü geleceğe ve aydınlığa dönük gençleri, artık Avrupa Birliği’nin dilini çözdüğümüzü düşünüyoruz. Bizi böylesine aldatılmış, dışlanmış, itilmiş bir duruma sokanlar yüzünden kendimizden utanıyoruz. Ve bizler, Avrupa Birliği’nin eşitlikçi ve adil olmadığını açıkça gördüğümüz için, adaylığımızı bir daha koymamak üzere geri çekiyoruz.
kimsiniz siz?
Doğu’da mıyım? Batı’da mıyım?
Kimim ben? Ve siz kimsiniz?
Uzak topraklarda yaşayan insanlar, neden bir başka ülkede Recep Tayyip Erdoğan diye bir adamın başbakan olmasını istediler? Neden başka insanların sorunlarını kendi sorunları haline getirip, üstelik bir de bu konuda taraf oldular? Hep bunu sordum kendime. Ulusal bir televizyonun yurt dışı kaynaklı haberlerini yazan bir muhabir olarak; gerçeği olanca açıklığıyla görmek istiyordum.
Benim ülkemde 2007 yılının Temmuz ayında tarihi bir seçim yaşandı. 5 yıldır yönetimde olan ve İslami köklerden gelen AKP, yeniden, üstelik oy oranını %48’ler seviyesine yükselterek iktidar koltuğuna oturdu. Biraz zor olurdu belki ama, evet, bunu anlayabilir, nedenlerini ve sonuçlarını tartabilirdim. Ama anlamadığım başka bir şey vardı: Başta Avrupa Birliği ve ABD olmak üzere tüm batı dünyası, AKP’nin seçimi kazanması için neden böylesine bir seferberliğe soyunmuş; ve neden seçim sonucunu adeta bir zafer havasında karşılamıştı?
Seçim öncesi dönemde Avrupa’da yayımlanan gazetelerin bir çoğu, AKP’nin ne kadar eşitlikçi, ne kadar çağdaş olduğunu yazdı sayfa sayfa. “Onlar eskiden dincilerdi, ama artık değiştiler” diye haykırdı uzak coğrafyaların köşe yazarları. Biz, üzerimize çöreklenen karanlığı yırtıp atmak için milyonlar olup sokaklara taştığımızda, “Geri kafalı laikler, yenilikçilere karşı yaygara kopardı” diye başlıklar atıldı, “Türkiye’nin karizmatik başbakanı” ‘na övgüler düzüldü..
Yurt içinde meydana gelen tüm gelişmelere, Avrupa çevrelerinden anında yanıtlar ve yorumlar geliyor, resmi ağızlardan üst üste öğütler, tavsiyeler dökülüyordu. Bizim iyiliğimizi istiyordu Avrupa. Bizi bizden çok düşünüyordu, sağolsun.
* * *
Biz, “Sizinle masa başında tartışabilecek olan; yaşam tarzınızı anlayan; modern dünyanın çizgilerine sıkı sıkıya bağlı olan, bu ülkenin çağdaş ve aydınlık yüzleri bizleriz!” diye sesimizi duyurmaya çalışırken, sizin gerçek amacınızın farklı olduğunu gördük. Yoksa sizler çağdaş bir Türkiye yerine gariban, eksik, muhtaç bir Türkiye mi istiyordunuz? Yoksa bu yüzden mi 21. yüzyılda benim kız arkadaşımı kara çarşafa sokmayı “özgürlük”, ülkemin ulusal değerlerini savunmayı “çağ dışılık” olarak niteliyordunuz?
Eğer öyle olmasaydı, “Hem müslüman hem laik olunmaz” diyen bir adamın, çoğunluğunu müslümanların oluşturduğu tek laik ülkede başbakan koltuğuna oturmasını neden böylesine bir coşkuyla isteyecektiniz? “Demokrasi bir otobüstür, zamanı geldiğinde ineceğiz” diyen bir zihniyetin, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı olmasını neden böyle şüphe uyandıracak derecede arzulayacaktınız? Ve evet, Olli Rehn’in, Joost Lagendijk’in açıklamaları daha bir anlamlı gelmeye başladı bize, sanırım dilinizi çözüyorduk artık..
Sizlerin “Teröre karşıyız” derken ne demek istediğinizi yeni yeni anlıyorduk örneğin. Yoksa Avusturya, elinde tutuklu bulunan PKK elebaşını Kuzey Irak’a kaçırıp gözden kaybettiğinde kafamız öylesine karışırdı ki, yine neyi yanlış yaptık diye kendimizi suçlardık biz, inanın bana. Fehriye Erdal Belçika’da sırra kadem bastığında şaşırmadık aslında. Eli kanlı teröristlerin nasıl olup da Danimarka’dan yayın yapan bir televizyona sahip olduklarını sorgulamıyoruz bile artık, kanıksadık gitti!
Nasıl, Avrupa Birliği normlarına uyum sağlıyor muyuz artık?
Ülkemin yönetimindeki yakın dostlarınız, artık dinci olmayan, şu değişmiş, şu reformcu dostlarınız; birbiri üstüne çıkardıkları utanç yasalarıyla beni ve ailemi ve sevgilimi ve arkadaşlarımı gün be gün karanlığa sürüklüyorlar. Susuyorsunuz. Demek ki işler yolunda.
Ben laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’yim. Hiç kimseden hiçbir alanda geri olmadığım gibi bunu ispatlama çabasına da girecek değilim. Kirli oyunlarla kaybedecek vaktim yok. Ve Avrupa Birliği üyeliği için eşit şartlarda adil bir müzakereye dönük hiçbir inancım kalmadı. Bu utanç verici üyelik sürecinde adaylığımı bir daha koymamak üzere geri çekiyorum.
Ben çekiyorum. Ben ve benim gibi milyonlarca insan çektiler bile, çoktan!
Çünkü sizin desteğinizle iktidarda olan AKP, bizim gururumuzu kırıyor.
Çünkü biz hiç güvenmiyoruz size.
Ve biliyor musunuz, bazen kim doğuda kim batıda, karıştırıyorum. Kim çağdaş, kim ilkel, kim gelişmiş, kim değil? Kim daha insanca bir yaşam istiyor? Sizin kadar emin olamıyorum ben. Siz mi? Biz mi?
Kimsiniz siz?
Biz kimiz?
özgün ulusoy
istanbul, 14.03.2008
Geri dönmek için buraya tıklayınız...