aşk
 

Kız ve oğlan sahilde yan yana uzanmışlardı. Etrafta başka kimse yoktu. Yoğun bir karanlık ve var güçleriyle ona meydan okumaya çalışan yıldızlar eşlik ediyordu o belirsizliğe uzanan ve ürkütücü sessizliğe.

Karanlığın içinde kızın sesi dağıldı önce:

    - Yıldızları istiyorum senden. Bana verebilir misin onları?

Tereddüt etmeden sordu oğlan:

    - Hepsini mi istiyorsun?
    - Evet, hepsini! Şuradakini, sonra şunu, sonra yanındakini. Şu en parlak olanı bile!

Oğlan, daha bir dikkatle baktı gökyüzüne, yüzünü buruşturdu, alnını kaşıdı. Yıldızlarla tek tek göz göze gelirken üzerlerine çöreklenen sessizliği pek acemice bir kenara attı sonra. Ürkekçe sordu:

    - Cezvenin sonundaki sönük yıldızı da mı istiyorsun?
    - Tabi, dedi kız. Hepsini istiyorum senden!

Yıldızların da birer elma gibi toplanabileceğini, bir başkasına verilebileceğini hiç duymamıştı oğlan. Şaşırmıştı... Korkarak elini gökyüzüne uzattı, sağa sola hareket ettirdi ama değemedi yıldızlara. Beceremediğini düşündü, yüzü kızardı. Karanlık ustaca gizledi yüzünün al rengini kızdan.

* * *

Aradan zaman geçmişti. Yine aynı karanlığın ve yıldızların birer ucundan tuttuğu benzer bir gecenin sahilinde yine yan yana yatıyorlardı.

    - Anneme sordum, dedi oğlan, yıldızlar toplanmazmış.
    - Nedenmiş o? diye dudak büktü kız.
    - Çok uzaklarmış çünkü
    - Ne kadar uzak?
    - Bilmiyorum, çooook uzaklarmış.
    - Sana inanmıyorum, yalancısın sen, dedi kız. Sesi ağlamaklıydı.

Yanıbaşlarındaki gece dikkatle dinliyordu. Öylesine acıyordu ki onlara...

Oğlan yıkılmıştı, yalancı değildi ki o! Annesinden gizli gizli evin terasındaki merdivene tırmanışı geldi aklına, o zaman bile değememişti yıldızlara... Yalan söylemiyordu ama, ölesiye istiyordu yıldızları kıza verebilmeyi...

    - Hayır, diye fısıldadı oğlan, yalan söylemiyorum..

Sustu kız, konuşmadı.

    - Sana yemin ederim, merdivene çıktım, ağaçlara bile tırmandım... Ama onlar çoook uzakta işte!!

Karanlık, kızın gülümsemesini saklıyordu bu defa. Yıldızların tutulamayacağını kızın annesi de söylemişti. Aslında kızın bilmek istediği, oğlanın yıldızları kıza vermeyi gerçekten isteyip istemeyeceğiydi. Ve bunun cevabını almıştı kız. Ağzından çıkan sözcükleri tatlı bir gülümseme okşuyordu:

    - Seni seviyorum! Seni çok seviyorum!!

Oğlan da biliyordu yıldızlara ulaşamayacağını ama yenilgiyi kabullenmek istemiyordu, suçlu hissediyordu kendisini. Kız tüm yıldızları hak ediyordu ona göre...

    - Ben de seni seviyorum, dedi oğlan. Sesi titriyordu.

O belirsiz sessizlik, biraz aydınlanmış olarak dolaşmaktaydı üzerlerinde bu defa. Hala ürkütücüydü. Oğlan, kendisinin de anlamadığı bir kararlılıkla uzattı elini gökyüzüne ve en parlak olan yıldızı tuttu, kızın avucuna bıraktı... İkisi de gülüyordu. Sonra tüm yıldızları toplayıp tekrar yerleştirdiler... Böyle daha güzel olmuştu gökyüzü. Oğlan kızı öptü...

Yoğun bir şey dağılmıştı karanlığın içinde, gecenin her yanını sarmıştı sanki. Yıldızlar görünmüyordu artık.

    - Bu ne? Diye sordu oğlan
    - Bilmem, dedi kız. Güldüler sonra.

Kendisinden utanıyordu gece, karanlığından utanıyordu! Aşk mıydı bu?? Eğer öyleyse ilk kez tanık oluyordu... Kaçmak istedi, saklanmak istedi, yok olmak istedi gece! Çaresizliğine ve yalnızlığına ağladı sonra sabaha kavuşana dek.

Yağmur başlayınca kızı bir daha öptü oğlan, sonra bir defa daha, sonra bir defa daha. Sonra... Sabaha kadar öpüştüler... Sürekli yağmur yağıyordu...

 

        özgün ulusoy
        istanbul, aralık 2000