anlatacaklarım
var sana...
Bir gün daha doğacak birazdan. Kim bilir kaçıncı kez güneş ışıklarıyla yıkanacak şu sokaklar, şu at pisliğinden geçilmeyen kaldırımlar. Yayı gerilmede şimdi yaşamın, az sonra bir ok gibi terkedecek durgunluğunu, ve bu taşra kentinde insanların ve atların ve kuşların istilası başlayacak. Bu taşra kentinde saatlerdir sürdüğüm saltanat, güneşin doğuşuyla bir sonraki gece yarısına dek duraksayacak..
Deniz yok buralarda biliyor musun? Kilometrelerce uzaktayım o baş döndüren, delice kokan şiirine durgun suların şimdi. Bana o şiiri defalarca fısıldayan o tuzlu ve yosunlu dudaklarla aramda, “ay-rı-lık” diye diye içimi çürüten, o kesik kesik sıra sıra dizilen kirli beyaz renkli yol çizgilerinden kaç bin tane vardır kim bilir.. Güneş doğacak birazdan.. Birazdan saltanatım uzun bir kesintiye uğrayacak.
Yunan adalarından dost gülücükleri alıp yüzlerine takan martılar da yok buralarda, duyuyor musun beni? Buralarda sen de yoksun! Başka başka binalar ve aralarında dağılan taşlı yollar var, buralarda yabancı sokaklar, yabancı yağmurlar ve buralarda yabancı insanlar var! Ama sen yoksun! Senin sesin ulaşamıyor kulaklarıma, düşüncemi çelmiyor düşüncelerin. Doğrularım kirlenmiyor senin doğrularından, hayallerim sonsuz özgürlük içinde burada. Bu kez seni bulmak için kendimden kaçmadım, kendimi bulmak için senden kaçtım ben!
Tanıdık hiçbir şey yok çevremde! Böylece daha özgürce sevişiyor yalnızlığım gecelerin yabancı sessizliği ile. Penceremin önünde gün ışıyana dek şiir yazıyorum, oysa kalemi elime almaktan korkardım gelmeden önce. Senin kuralların -aşkın kuralları olduğuna inanmıyorum bunların, hala- öyle derin pençeler atmış ki yüreğime, tüm şiirlerimi içime gömmüşüm, şu hale bak! Gözlerinde uzak ülkeleri, doğudaki yalnız bir ırmağı, ya da Adriyatik kıyısında bir İtalyan Kasabası’nı görüşüm hep sen yapmış beni. Tüm düşlerimi sana yükleyişim, koklamadan sana uzatışım bir çiçeği hep sen yapmış türkülerimi.
Birazdan güneş doğacak, hatta doğmuş olmalı senin olduğun yerlerde. Uyumuşsundur. Garip bir denge serpiştiriyor aşklara yıldızlar, biri uyumalı ki huzur içinde, bir diğeri çetin savaşlar versin kendi kendine. Kendini hapsetsin uzak bir kentte ve böyle denizin şiirlerinden falan bahsetsin dursun, terlesin, bağırsın, ağlasın. Aşk adına söndürülmüş tüm mumlarını atıldıkları yerlerden toplayıp bir bir yaksın yeniden.. Ve diğeri uyusun.. O uyuduğu için söndürülmemiş miydi bunca mum? Düşünmesin! Gecenin şiirlerinden hiçbir şey anlamadan ve yanıbaşındaki denizin kokusunu dahi duymadan.. Uyusun..
Bir gün daha doğacak birazdan, bir telaş başlayacak bu denizden uzak kentin sokaklarında. Beni ben yapmaktan alıkoyan, içimi karartan, yaşamı sanki başkalarınınmış gibi benden saklayan ne varsa bir kenara atıp, geri dönmek istiyorum oralara. Ama önce birkaç gece daha. Sonra o tuzlu dudaklardan dökülen şiire gömeceğim kendimi.. Ve şiirden hemen sonra buluşalım, anlatacaklarım var sana...
özgün ulusoy
balıkesir, 22.08.2002